Ndesign
Üye
- Kayıt
- 19 Ağustos 2007
- Mesaj
- 1.368
- Tepki
- 51
"Siz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz? Temelli kalacağınızı
umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? Hem tuttuğunuz zaman merhametsiz
zorbalar gibi tutuyorsunuz. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin". (Şuara
Suresi, 128-129).
"Rabbinin Ad (kavmin)e ne yaptığını görmedin mi? 'Yüksek sütunlar' sahibi İrem'e?
Ki şehirler içinde onun bir benzeri yaratılmış değildi". (Fecr Suresi, 6-8).
Kur'an-ı Kerim'de Ad Kavmi'nden ve kurdukları şehirlerden böyle bahsediliyor. Ad
kavminin yaşadığı yer olan Yemen dünyanın ilk gökdelenlerinin inşaa edildiği ülke.
Yemen'de Sibam-Hadramut bölgesindeki gökdelenler Çölün Manhattan’ı olarak
adlandırılıyor. Gökdelenler, Ad kavminin ve onun devamı olduğu varsayılan
Hadramilerin eseri. Günümüzde de yöre halkı aynı inşaat teknikleriyle kerpiçten ev
yapmaya devam ediyorlar.
Yunan coğrafyacı Batlamyus MS 150-160'da, "Adramitai" isimli kavmin yaşadığı yer
olarak Arap Yarımadası'nın güneyini (Yemen) gösterir. Nitekim bu bölge, yakın bir
tarihe kadar da "Hadramut" ismiyle bilinmiştir. Hadrami Devleti'nin başkenti Şibam,
Hadramut vadisinin batısında yer almıştır. Bu arada birçok eski efsaneye göre de
Ad Kavmi'ne elçi olarak gönderilmiş olan Hz. Hud'un mezarı Hadramut'tadır.
Şibam'da bulunan yapıların dikkat çekici özelliği gösterişli ve uzun sütunlarıydı.
Sütunlar değerli taşlarla yada altınla kaplanıyordu. Zenginliğin ve tekniğin o
devirlerde doruğa ulaştığı ve bu zenginliğin yapılan eserlere yansıdığı zamanlardı.
Bu şehirlerin sahiplerinin Ad Kavmi'nin torunları olduğunu düşündüğümüzde
Kuran'ın, Ad Kavmi'nin yurdunu "sütunlar sahibi İrem" (Fecr Suresi, 6-8) olarak
tanımlamasının nedeni açıkça anlaşılmaktadır.
Günümüzde Hadramut, Yemen'in kuzeyindeki en geniş vadi olarak biliniyor. Birçok
kabilenin de yaşadığı bu geniş vadide barınan Yemen nüfusu 200.000 kişi. Şibam,
Hadramut bölgesinde çölün ortasında görkemli bir vaha. Şibam'da akıl almaz,
başdöndürücü Yemen mimarisinin en çarpıcı örneklerini görmek mümkün. Burası,
yüksek apartmanlarıyla baştan sona balçıktan yapılmış bir gökdelenler şehri.
Pencereler, sabah güneşin doğusundaki, akşamda batışındaki ışığı alacak şekilde
yerleştirilmiş. Kurulan düzen sayesinde gecenin soğundan ve günün kavurucu
sıcağından içerisi ustalıkla korunabiliyor.Üst katlar, alt katlara oranla daha büyük
pencerelerle, pencere açıklıkları daha küçük olan alt katlar ise merdiven aralığından
ve duvarların içine yapılmış kanallar yardımıyla havalandırılıyor.
Unesco tarafından Dünya Mirası listesine alınmış başkent Sanaa ise 2.200
metredeki bir vadide konuşlanmış ve kısmen kerpiç surlarla çevrili. Sanaa, VII.ci ve
VIII.ci yüzyıllarda İslam dininin yayılmasında önemli bir merkez oldu. Şehrin dinî ve
siyasi mirasını XI.ci yüzyıldan önce inşa edilen sayısız cami, hamam ve çok katlı
muhteşem kerpiç kule-evlerde görmek mümkün. Ülkenin pek çok yöresi gibi,
Sanaa’da Osmanlı dönemi eserlerini barındırmaktadır.
Sanaa şehrinde karmaşık bir çamur mimarisine sahip olan bu evlerin yanı sıra
balçıktan inşaa edilmiş 6-7 katlı yapılara rastlamak mümkün. Pencereleri
olağanüstü vitray ve renkli camlarla bezenmiş binalar, Şibam ve Hadramut’ta yerini
10-12 katlı kerpiç gökdelenlere bırakır. Yüzyıllardır dimdik ayakta duran bu
dünyanın ilk gökdelenleri, Batı’daki çelik konstrüksiyonlu yapılarla alay edercesine,
çölün orta yerinde dimdik ayakta durmaktadır.
"Daha yeryüzünde gezip de bir bakmazlar mı? Kendilerinden öncekilerin sonu nasıl
olmuş? Onlar kendilerinden hem daha çok, hem de kuvvetçe ve yeryüzündeki
eserlerinin sağlamlığı bakımından daha çetindiler. Öyle iken o kazandıkları şeyler,
kendilerini kurtaramadı". (Mü'min 82)
Haberin devamı...